84...

23 Haziran 2010, 18:05

Sanki her bebek, kaç basamaktan ibaret olduğunu hiçbir zaman bilemeyeceği, görünmez bir ömür merdiveniyle doğuyor.
* * *
Bendenizin 30’undayken, aklıma mı gelirdi 83’ünü de bitirip 84’üne basacağım.
45’ine bastığımda da öyle bir olanağım yoktu, 70’ine bastığımda da...
85’ine basıp basamayacağımı, bilme olanağım da yok bugün...
* * *
Orta yaşlardaki kibar dostlar:
- Daha nice nice yıllara, diyorlar; sizi çok iyi gördüm, diyorlar.
Azrail’in tırpanının üstüme doğru kalkmış olduğunu, unutturmak istiyorlar bendenize.
* * *
Şayet ömür merdiveninin son basmağındaysam ve “85...” başlığını hiçbir zaman yazamayacaksam, çok doğal karşılayacaklardır bunu da:
- Zaten 80’ini çoktan aşmıştı, diyecekler...
* * *
Ünlü halk deyimlerini de unutmamak gerekir:
- Yaş yetmiş, iş bitmiş... Ahı gitmiş, vahı kalmış... Bir ayağı çukurda...
* * *
Eskiden bendenize kimse:
- Sizi çok iyi gördüm maşallah, demiyordu.
Şimdi ise günde en az birkaç kez duyuyorum böyle bir saptamayı.
* * *
Orta yaşlardaki dostlar da ne desinler yani:
- Amma da moruklaşmışsın, amma da çökmüşsün mü, desinler?
* * *
Cahit Sıtkı, daha 35’indeyken yazdığı şiirde:

Yaş otuz beş, yolun yarısı eder;
Dante gibi ortasındayız ömrün.
Delikanlı çağımızdaki cevher,
Yalvarmak, yakarmak nafile bugün,
Gözünün yaşına bakmadan gider.
Diyordu.
* * *
Cahit, 47’sinde söndü gitti. 35’indeyken sadece 12 basamağı kalmıştı görünmeyen ömür merdiveninde.
* * *
Ahmet Haşim de, görünmeyen o ömür merdiveninin şiirini yazmıştı:

Ağır ağır çıkacaksın bu merdivenlerden,
Eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak...
* * *
Ne Victor Hugo alabildi kendini 82’sinde, artık çok yorulduğunu ve başka basamak çıkmak istemediğini yazmaktan; ne Yahya Kemal, vazgeçebildi:

Dönülmez akşamın ufkundayız, vakit çok geç...
Demekten.
* * *
“Küçük Asya” yarımadasının, özellikle son yüzyılında; angutçasına çektirilmedik acı bırakılmadı şairlere, yazı adamlarına, sahne sanatçılarına, ressamlara, hatta Ruhi Su gibi müzisyenlere ve birçok akademisyene...
* * *
Büyükannelerinin yaş günlerinde, büyükbabalarının kendilerine bir gül dahi sunmadığı torunlar; özellikle Hazine’den geçinmeli bir “mevki sahibi” olduklarında; kendilerini ve uydurdukları hamasi sloganları yüceltmeye zorunlu, bir propaganda borazancısı olarak görüyorlar sanatçılarla, akademisyenleri...
* * *
Yoksa onları “hain” ilan ediyor ve ezmeye kalkıyorlar başlarını.
Tam bir barbarizm, üstelik de “uygarmış” imajlı.
* * *
Sanat ve bilim ise; yerelin toprağı, güneşi ve yağmuruyla yetişmiş, İNSANLIĞIN ortak bahçelerine ait değişik bir çiçekler tarhıdır.
* * *
Ayakları bakımsız milyonlarca kadının yaşadığı diyarlarda; sanatla bilimin değerini algılayacak siyasetçi kafası, çok zor çıkar.
* * *
Her şeyin bir bedeli var.
84’üne bastığında, tek ayağın üstünde öteki ayağını 90 derece öne kaldıramıyorsun.
* * *
Şimdi bir de kadınlarının ayakları bakımlı dünyalarda; adam başına düşen yıllık “ulusal gelir” birimlerine bakalım:
1- Lüksemburg, 77 bin dolar.
2- Norveç, 66 bin dolar.
3- İsviçre, 50 bin dolar.
4- ABD, 45 bin dolar.
5- İsveç, 40 bin dolar.
6- İngiltere, 37 bin dolar.
7- Fransa, 34 bin dolar.
8- Almanya, 34 bin dolar.
9- Yunanistan, 21 bin dolar.
10- İsrail, 18 bin dolar.
* * *
Ya Türkiye?
7 bin doları henüz aşmakta ve “ulusal gelir dağılımı” açısından da; İstanbul’la, Ardahan arasında yüzde 1300 bir fark bulunmakta.
* * *
Her şeyin bir bedeli var.
Uzun yaşadığında, ağzındaki protezlerle elmayı ısıra ısıra yiyemezsin; kaldırımın ne zaman başlayıp ne zaman bittiğini her zaman göremezsin; hızlı ve geniş adımlarla yürüyemez, koşamazsın; v.s...
* * *
“Onlar-biz” ayrımıyla, kendi tek çanaklık sefertasın içinde; “Türk’e Türk propagandası” yapa yapa, daha küçücük yaşlarda beyinleri dondurmaya kalktığında da; değişen, küreselleşen ve şeffaflaşan “uzay çağı”nın sabah esintileri önünde, çalkantılardan kurtulamazsın...
* * *
Günlük yaşam bir balıkçı lokantası...
Taze balıklar vitrinde, bayatlar çöp tenekesinde...
* * *
“Yazı”ya layık olma özeniyle hayatı hak etmeye çalışmış bir kalem; ona sevdalanmış eli de, taze tutmaya uğraşıyor ama; ona da Doğa, ömür merdiveninin basamakları bittiğinde:
- Yeter, bu kadar; diyor.
* * *
Ve hergele bir mizahçı da:
- Bir yazar, gelmek istediği yere geldiğinde; artık gitme zamanıdır, demekte...

 

Bu içeriğe yorum yapan ilk siz olun!

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
    Hava Durumu
    Tümü Anket
    Ne Tür Haber Okuyorsunuz ?

    NAMAZ VAKİTLERİ
    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:

    SPOR TOTO SÜPER LİG

    Tür seçiniz:
    Linkler
    Ekonomi Finans
    Arşiv