Bir takımı yönetmek öyle uzaktan görüldüğü gibi kolay değil. Aile içinde çok çocuk var. Bazen iki-üç çocuklu ailelerin bile evlatları arasında nasıl çaresiz kaldığını görüyoruz. Takım içindeki oyuncuları da birer çocuk gibi görmek gerek. Bu işin birçok parametresi var; yaş farkı, maddi kazanım farkı, dil ve ülke farkı... Bunları birbirine uydurmak çok zor. Uyum; hem karakter hem de oyun karakteri açısından çok önemli.
Hagi&Tugay bunun arayışı içindeler.
Onların Rijkaard'dan farkı disiplin ararken hoşgörülü olmalarıdır. Çünkü Türkiye'yi iyi tanıyorlar.
Elano ve Pino
Galatasaray için çok önemli iki isim Elano ve Pino, Hagi geldikten sonra kendini buldu.
Neden?
Hagi onlara özgürlük tanıdı da ondan...
Oyun disiplinini bozmayan bir özgürlük. Dikkat edin Pino artık sağ veya sol kanada mahkum değil... Baroşsuzluktan dolayı ortada ve her yerde... Ve gollerle sahada.
Elano da öyle; sağ kanatta değil, bazen oyunun içinde bazen ileri ucun arkasında, bazen gol yollarında...
Bu ikili Galatasaray'ın mutlaka kazanması gereken oyunculardır. Son maçlarda onların başardığını görüyorum. Ama sabırsız değilim. Daha da iyi olacaklarından eminim. Pino neden alındı diyenlere Pino gereken cevabı çok iyi veriyor.
Lorik Cana ve Misimoviç
Verimi düşük iki yabancı. Hagi onları kazanmak için de çaba sarf ediyor. Lorik'in savunma göbeğinde oynaması bunun işareti. Lorik, Denizlispor maçında sert yapısı ve oyunu iyi kontrolu ile görevini hatasız yaptı. Geriye yanındaki arkadaşıyla uyumu kaldı. Demek ki Hagi&Tugay takım içinde uyum arıyor. Denenmişleri orada bir kez daha denemiyor. Gökhan Zan ve Ali Turan'dan farklı bir kimlik aradıkları kesin. Lorik Cana bu mevkide tutarsa savunma; Servet, Neill ve Cana ile rahatlar.
Misimoviç'in Trabzonspor maçında oyundan alındığı için küseceğini sanmıyorum. O bir anlık tepki olabilir. Hagi de üstün yetenekti, oyundan alınanın o an tepki vereceğini çok iyi bilir ve halden anlayarak Misimoviç'e ses etmez diye düşünüyorum. Denizlispor maçında Misi'nin oynatılmaması bu yüzden değildir. Misimoviç oyun zekası açısından Galatasaray için faydalı bir oyuncudur, dinlendirilmiş olacağını tahmin ediyorum.
Kaleciler; Aykut ve Ufuk için aynı şeyleri söylemem pek mümkün değil. İkisi de şu an için kazanılması gereken oyuncular ama Galatasaray'ın maçlarını kazanması için kalesinde güven veren bir kalecinin olması şarttır, zira artık kaybedecek puanı kalmadı. Ocak ayında bir kaleci takviyesi gerekir.
Baroş ve Arda'nın da dönüşüyle Galatasaray seyri güzel futbolla yine şampiyonluk yolunda sonuna kadar var olacaktır.
Divan Kurulları
Bir Kulübün Divan Kurulu o kulübün haysiyet noktasıdır. Yaşı ilerlemiş birçok saygın isim o kurulda kulübün hatta camianın aklını ve saygınlığını temsil eder. Gelin görün ki bu saygın kurullar son yıllarda epey makas değiştirdi. Birbirini suçlamalar, karalamalar ve keskin muhalefet Divan Kurulları toplantılarında ayyuka çıktı.
Galatasaray Spor Kulübü Divan Kurulu da bu gidişten nasibini aldı. Batıya açılan pencere Galatasaray'ın Tevfik Fikret Salonu da Divan Kurulu sağduyusunun temsil edildiği yer olmaktan çok, seçim propagandası yapılan, kozların paylaşıldığı bir arenaya dönüştü.
Üzülüyorum.
Divan'ın görevi muhalefet edip iktidardaki yönetimi sıkıştırmak değil onu uyarmaktır.
Futbol strateji ister
Fenerbahçe ve Trabzonspor maçlarında Galatasaray'ın defans futbolu oynadığını iddia edenlere katılmıyorum. 'Galatasaray puanca çok geride kalışından dolayı her maçını kazanmak için oynamalı' söylemine de hiç mi hiç katılmıyorum. Futbol maçı bir strateji ister. Her maç başka bir taktiktir. Sistemle taktiği karıştırmamak gerek.
Galatasaray; Fenerbahçe ve Trabzonspor maçlarını deplasmanda oynadı. Bu iki takım da Galatasaray'ın şampiyonluk yolunda en ciddi rakipleriydi. Tabii ki onlara karşı önce yenilmemeyi düşünecek. Beraberlik bile aralarındaki puan farkının açılmamasını sağlayacak.
Hagi'nin düşüncesi doğrudur. Takım bunu uygulamakta acze düşerse sorun, taktiği verenin değil uygulamayanındır.
Hagi'nin Galatasaray'ı korkak oynattığına inanmıyorum.
'Yenilgiyi hazmedemem' diyen bir hocanın savunma yapacağı düşünülemez. Savunmayı garantiye almadan da maç kazanılamaz.
Galatasaray'ın açmazı bu sene budur.
Türkiye Kupası üzerine
Şampiyonlar Ligi'nde mücadele eden Süper Lig'in şampiyon takımı Bursaspor, Türkiye 3. Lig takımı Kırkhanspor'la 1-1 berabere kaldı.
Keza, 2. Lig takımı Konya Torku Şekerspor da Manisaspor'u 2-1 yendi.
Şimdi herkes Bursaspor ve Manisaspor'u neden bu duruma düştüler diye kınıyor. Bazıları da takımların Ziraat Türkiye Kupası'nı pek önemsemediklerini düşünüyor.
Bence ikisi de doğru değil.
Süper Lig takımlarından herhangi birisi, 24 kişilik kadrosundan hangi oyuncuyu seçip hangi takımını sahaya çıkartırsa çıkartsın 2. ve 3. ligden her takımı kolay yener. Çünkü aradaki seviye farkı bellidir.
Yenemiyorsa demek ki rakipler kuvvetli.
Kırkhanspor ve de Konya Torku Şekerspor'u tebrik ediyorum. Güçlü ve akıllı takımlarmış ki Süper Lig takımlarına kafa tuttular. Helal olsun!.
Biraz da Sezar'ın hakkını Sezar'a vermek gerekmez mi?
Schuter yaka kartı takmamış!
Kart o kadar önemli mi?
Medya yine olayı büyütüyor. Schuster'in yaka kartına gelene kadar Türk futbolunda halledilmesi gereken o kadar önemli konular var ki. Medya onlardan bahsetmiyor da Schuster'in maçlarda takmadığı yaka kartına takıyor.
Hıncal Uluç da marifetmiş gibi bu konuyu gündeme getirip rüzgar yapıyor.
Zavallılar dünyasında kaldık!
Bir tarafta; 6+2+2'ye suskun kalan medya...
Öte tarafta teknik direktörlerin sene içinde birden fazla takım çalıştırmasına mani olamayan TFF...
Hakemlerin çifte standardına çare bulamayan MHK...
Bunların hepsi değişim beklerken Schuster'in kartı gündem işgal ediyor!
TFF Başkanı Mahmut Özgener de gaza gelip kendini örnek göstererek şöyle diyor;
'Ben bile yaka kartı takıyorsam Schuster de takacak!'
Ben de ligin marka değerini 321 milyon dolara çıkardık diye caka satan Başkan Özgener'e bir örnek vermek istiyorum;
'Sayın TFF Başkanı Özgener, lütfen kendinize İngiltere, Fransa, İspanya Futbol Federasyonu başkanlarını örnek alın da Türk futbolu kartlı-tazeli bu kısır çekişmeleri bırakıp çağdaş futbolu yakalasın.'
Haydi hayırlı işler...
Maç içindeki Çiçerolar
Gerek Ligtv'de gerek TRT1'de maç izlerken anlatanın ve yanındaki yorumcuların gevezeliğinden bıktık usandık!
Maçı mı izleyeceğiz, Andersen'den masallar mı dinleyeceğiz şaşırdık. Vallahi çoğunca televizyonun sesini kısıp maçı öyle izliyorum.
Bunların alayı kendini Çiçero sanıyor.
Bilgi satmaktan bıkmadılar. Kırk paralık kıymeti harbiyesi olmayan sözcüklerle kendi doğrularını insana zorla kabul ettirmek istiyorlar.
Haydin oradan!
Galatasaray-Denizlispor maçında Hakan Şükür bardağı taşırdı!
Çok konuşması ve yanındaki anlatıcının ona yaranmak için çanak tutması bir yana, aynı fikri üç kere söylemesi de herkesi delirtti.
Bu içeriğe yorum yapan ilk siz olun!