Hainleri sevmem ama ihaneti severim

29 Aralık 2010, 02:05

Enerji, maddeye nasıl dönüşür? Boşluğun bağrında, yeni bir dünyanın kurulması ne kadar zaman alır, dersiniz? Soruların cevabı, hangi evrende olduğunuza bağlı... Edebiyatın evrenindeyseniz ve bir kitabı, dışında durmayıp tam anlamıyla içine girerek, satırlarının arasında gezinerek, virgülleriyle soluklanıp noktalarında dinlenirken yazarın ne söylediği kadar nasıl söylediğiyle de ilgilenerek okuyorsanız şayet, kelimeler, sadece yeni bir dünya kurmakla kalmaz sizin için, o dünyanın nasıl kurulduğunu da anlatırlar aslında, zekânın yazıya dönüşüm sürecine ilişkin en mahrem sırları fısıldarlar. Yazarı zayıf ya da kudretli kılan bu sırlardır. İlişkinin adını tam böyle koymasanız bile, kitabını okuduğunuz bir yazarı sizin için “tanıdık” mertebesinde bırakırken, bir diğerini “sevgiliniz” yapan özel bağlar, bu sırlarla örülür. Yazarın kafasında döllenen fikirler ceninden cümleye dönüşürken, yeni bir dünya kurulurken yani, yazarla müstakbel ilişkiniz de, bir yandan, düğüm düğüm dokunmaktadır.



Üç cümleyle ışınlanabilir insan

Benim John le Carré’yle ilişkim, ipek bir halı gibi, bol düğümlü, sımsıkı ve yumuşak oldu hep. Le Carré’nin evreninde gezinmeyi severim; her kitabında, bir yandan romanın entrikalarla dolu iç dünyasında kaybolurken, bir yandan da, o dünyayı kurup, o entrikaları kurgulamaktaki incelikli hünerinin izini sürerim kendimce; onun kendini sabır ve tevazuyla sonuna kadar saklayan yazar zekâsını severim; sahtekârlar, katiller, şekilden şekle giren casuslar çoktur o dünyada ve ben bu insanların, her türlü kisvenin altında insan kalabilmelerini, onların maceranın birer manivelasına indirgenmemiş hayatiyetlerini, sahici konuşmalarını, müphem sevişmelerini, korkuyla gurur, kibirle gerçek, ahlâkla devlet arasında sıkışmış, mütereddit hallerini severim. O halleri yaratan Le Carré’nin hoyratlıktan eser taşımayan hızını, asla özensizleşmeyen ivmesini de severim üstelik... Kendi küçük korunaklı evrenimden uzaklaşıp, entrikanın, çözülmeyi bekleyen devâsâ sırlarla gölgelenmiş âlemine karışabilmem için, onun sadece birkaç cümlesinin yetmesini severim.

“Bir Karayib sabahının yedibuçuğunda, Antigua Adası’nda, Perry adıyla da bilinen ve birçok dalda yetenekli amatör bir sporcu olan, yakın zamana dek Oxford’daki seçkin bir kolejde İngiliz Edebiyatı öğreten Peregrine Makepiece diye bir adam, vücudu yapılı, sırtı dimdik, başı kel, gözleri kahverengi, vakur bir edası olan, ellili yaşların ortasında görünen, Dima adlı bir Rusla üç set tenis oynadı. Bu maçın nasıl ayarlandığı, olup bitenin tesadüflerle açıklanmasına meslekleri gereği karşı çıkan Britanyalı ajanlar için derhal yoğun bir araştırma konusuna dönüştü. Ama maçın oynanmasına neden olan olaylarda, Perry’nin suçlanmasına yol açacak hiçbir şey yoktu.
 

Bu içeriğe yorum yapan ilk siz olun!

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
    Hava Durumu
    Tümü Anket
    Ne Tür Haber Okuyorsunuz ?

    NAMAZ VAKİTLERİ
    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:

    SPOR TOTO SÜPER LİG

    Tür seçiniz:
    Linkler
    Ekonomi Finans
    Arşiv