Kaydı mı, kaymadı mı?

18 Haziran 2010, 16:39

 Ola ki erkekler pek farkında değiller ama; kadınların gözleri, özellikle -tanıdık, tanımadık- hemcinslerinin takılarına, giysilerine, ayakkabılarına, çantalarına kayıyor.

* * *
Erkeklerin gözleri ise; kadınların takılarından, giysilerinden çok, göğüs çatallarına, bacaklarına ve kalçalarına kaymada...
* * *
Neden kadınların gözleri, birbirlerinin takılarına, giysilerine kayıyor da; erkeklerin gözleri kadınların göğüs çatallarına, bacaklarına, kalçalarına kayıyor?
* * *
Siyasal parti liderleri de, partilerin merkez yönetim kurulu üyeleri de, sivil-asker Hazine’den geçinmeli “mevki sahipleri” de; kadınların gözleriyle, erkeklerin gözlerinin nerelere neden kaydığının yanıtını hiç düşünmüş değillerdir.
* * *
Gözlerdeki doğal kaymalar ve yönetici kadroların, hiç de doğal olmayan “milli çıkarlarımıza göre...” gerekçeli tartışma ve çatışma tatavaları...
* * *
İstanbul’un nüfusu henüz 500-600 binken; mahalle aralarından geçen yoğurtçular:
Silivri kaymaak, diye bağırırlardı.
* * *
“Kaymak”, sadece gözlere özgü sessiz bir bakış akışı değildi; sütlerle yoğurtların da üstünü kaplayan kalınca bir yağ tabakasının adıydı.
* * *
 Bembeyaz kaymak gibi mis kokulu göğüsler;
 Oraya erkek gözü kaymasın da ne yapsın?
 Kadını takıdan çok güzellikleri süsler,
 Kaydıysa şayet eksen, inan ki çok harapsın.
* * *
Eksen kaydı kaymadı...
Dış politika bir “kaykay” eğlencesi; bir oraya, bir buraya kollar açık kaya dur...
İç politikada da denizde bir sörf eğlencesi; dalgalardan dalgalara ine çıka kaya dur...
* * *
Her ikisinin de en büyük sakıncası; demagoglar saltanatının rüzgârlı bir gösteri şişinmesi yüzünden, gariban hayatların çaresizliğe kayması...
* * *
Eksen kaydı mı, kaymadı mı; tartışa dursun yorumcular...
İşlek caddelerdeki apartmanların üst dairelerinde sıram sıram Doç. Dr. yahut Prof. Dr. bir yığın hekim tabelası çarpıyor göze...
* * *
Acaba o tabelaları oraya asanlar için, “hekimlik” bir araç mı, yoksa bir amaç mı?
* * *
Orta yaş kuşağı doktorlarından, dört dörtlük bir kalite insanı olan eski dost, beyin cerrahı Prof. Dr. Yunus Aydın’la geçen akşam konuşuyorduk bu konuyu.
* * *
Kendisi yeni çıkmıştı bir ameliyattan ve eşiyle birlikte Boğaz’ın harika manzaralı bir terasında buluşmuştuk.
* * *
Hem son bir ameliyattan yeni çıkmış bir beyin cerrahı olacaksın ve daha 1 saat önce neler yaşadıklarının dumanını, kimseye yansıtmadan paylaşacaksın bir akşam yemeği sohbetini.
* * *
Doktorluk, Türkiye’de kimler için bir “araç”; kimler için “mesleğinde evrensel bir kaliteyi gerçekleştirmek” ve hayata layık olmak için bir “amaç”tı?
* * *
Yunus Aydın dosta, dünyanın en kısa fıkrasını anlatarak takılıyordum:
- Adam doktora gitmiş... Gidiş o gidiş...
* * *
Nedense tüm dünyada doktorları iğneleyen bir yığın fıkra vardır.
Neyzen Tevfik de, bir yergi dörtlüğü yazmıştı:

Bir hazakatzedeyim,
Midemi tıp tepti benim.
Kırk katır tepse idi,
Yıkılmazdı bu polat bedenim.
* * *
Bir yığın da tıp öğrencisi yetiştirmekte olan Prof. Dr. Yunus Aydın’a:
- Vakit saat çaldığında, en çok hangi hastaneye güvenmem gerektiğini soruyordum; beni bin bir test ve git-gel’lerle süründürmeyecek bir hastaneye...
* * *
Yunus Aydın:
- İstanbul’daki hastanelerin teknik donanımları çok yüksek ama, önce güvendiğin bir doktora teslim olman gerekiyor, hastanelere değil, dedi.
* * *
Ameliyattan yeni çıkmış dost bir beyin cerrahının ağzından, eski Mısır’da Ramses dönemindeki “mumyalama” teknolojisini dinliyorduk.
Mumyalanacak ölmüş bir firavunun beyni, yüz hatlarını bozmadan nasıl çıkarılıyordu?
* * *
Gözlerim, Boğaz’ın Marmara’ya doğru uzanan ihtişamının uzaklarındaki Ayasofya’ya kayıyordu bazen...
* * *
536 yılında İsidoros ile Anthemios için de, “mimarlık” bir geçim “aracı” değil, bir “amaç”tı.
* * *
İstanbul semtlerinin ilk şiirlerini yazmış olan Yahya Kemal’den de şiirler okuduk.
Ne yazık ki, Türkiye’de, “değerliler önemli değildi, önemliler de değerli değildi”.
* * *
Çocuk parklarında 2-3 yaş çocukları da bayılıyorlardı, yüksekçe bir yere çıkarılıp, aşağıya doğru kaymaya bırakılmaktan...
* * *
Solmaz’ın da anıları, vaktiyle annesini de ameliyat etmiş olan Yunus Aydın’la tanıştığı günlere kayıyordu.
* * *
Karşı kıyıda patlatılan havai fişeklerinin kıpkırmızı ışıkları, iyice yükseldikten sonra, kandil kandil aşağılara kayıyordu.
* * *
Bir de Türkiye’nin ekseninin nereye doğru kaydığı vardı...
Ve içerdeki sıcak çatışmalarda, gencecik insanlar ölüme kayıyordu...
* * *
Edip Ayel de, gönlünün anlamsızlıklara kaydığı bir gün şöyle yazmıştı:

Bir gün gömecekler beni şehrin varoşunda;
Boş geçti ömür, kaç günümüz kaldı ki şunda...

Bu içeriğe yorum yapan ilk siz olun!

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
    Hava Durumu
    Tümü Anket
    Ne Tür Haber Okuyorsunuz ?

    NAMAZ VAKİTLERİ
    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:

    SPOR TOTO SÜPER LİG

    Tür seçiniz:
    Linkler
    Ekonomi Finans
    Arşiv